* Tuhaf olan şuydu: Dünyanın karmaşık, engebeli, içinden çıkılmaz bir yer olduğunu fark ettikçe, anlaşılması gereken şeylerin ne kadar az ve basit olduğunu düşünüyor ve onları anladığım zaman her şeyin bir resmi çizgileri gibi gözlerimin önüne serileceğine inanıyordum. [Ayna, Nişan Tahtası]
*Her şeyin ters yüzü merakımı uyandırırdı, evlerin arkası, bahçelerin arkası, yolların arkası, kentlerin arkası, televizyonların arkası, bulaşık makinelerinin arkası, denizaltlarının altı, ayın arkası. Ama bir şeyin ters yüzüne ulaştığımda , o ters yüzün ters yüzünü, hatta o ters yüzün ters yüzününün ters yüzünü aradığımı anlıyordum, yok hayır; o ters yüzün ters yüzününün ters yüzününün ters yüzü. [Ayna, Nişan Tahtası]
*Aynada kendimi değil, arkamda duran dünyayı dikkatle inceliyordum. [Ayna, Nişan Tahtası]
*çünkü ben senin için ve sen benim için her zaman bir telin öbür ucu, hatta bakırdan iki iletkenli kablo, kıtaların yer altından ve okyanusların dibinden geçen değişken frekanslı ince bir akımın ucu oldun. [Sen "Alo" Demeden Önce]
*Benimle başkaları arasında boş bir uçurum var. İçinde kollarımı oynatıyorum, ama hiçbir şey yakalayamıyorum, bağırıyorum ama beni duyan yok: mutlak bir boşluk. [Kentte Rüzgâr Esince]
*Bense konuşarak asla bir şey söyleyemeyeceğimi bildiğim için yazıyorum. [Kentte Rüzgâr Esince]
Kadıköy'de seyyar bir kitapçıdan denk düşürüp aldığım bir kitaptı Sen "Alo" demeden önce. Hani olur ya, kitaplıkta bir kitap ne zaman bir kitap bakmaya gitseniz gözünüze çarpar ama bir türlü okuyamazsınız onu, bu kitapta tam olarak oydu. Aslında (muhtemelen aldıktan sonra, yolda merak edip birazını okumuşum) ilk okumaya başladığımda bir yerlerden tanıdık geldi öyküleri, bir kaçına göz gezdirmişim. Zaten kitabı sahaftan aldığım için önceki okuyanlar, cümle olarak değil de beğendiği öyküleri işaretlemişler. Ne hoş değil mi, başkasının gözlerinin refakat ettiği cümleleri, belki de parmağını ıslatarak çevirdiği sayfalara eşlik ediyorsun. Bazı kitapseverler sevmezler ikinci el kitap okumayı ama ben çok severim. Hele bir kaç kaçak notlara denk gelmek beni keyiflendirir. Yalnızlıktan sıyrılmanın bir yolu bu sanırım; senin haricinde birilerinin varlığının ıspatı.
Calvino'nun okuduğum ilk kitabıydı. Öyküleri genelde tercih etmem. Çünkü yavan yazılar öykünün içine girdiği zaman, sonradan kurtarılmadığından (öykü olduğu için kısa) beni çok sıkıyor ve diğer öykülere geçmeden kitabı rafa koyabiliyorum. Bir kere muhteşem bir dili ve hayal gücü var yazarın. Bazı öyküleri anlayabilmek için sakin ve serin kafa bile gerekiyor. "Başkanların Boynunun Vurulması" öyküsü mesela, korkunç, muhteşem bir politik öykü, beni inanılmaz etkiledi. Bir kente başkan olanların kellelerinin uçurulması ve başkanların bunları bilerek başa geçmesi. Burada diktatör rejimlere çok güzel mesajlar veriliyor. "Suya Çağrı" diye bir öykü var, karakter kalkıyor ve yüzünü yıkamak için musluğu açıyor. Bu kadar mı diyeceksiniz? bu kadar aslında, ama o suyu öyle güzel anlatıyor ki... betimlemeleri, sade ama karmaşık anlatımı sayesinde vay be diyorsunuz, meğer ne mübarekmiş bu su.
Betimlemeler ve karakter analizi konusunda oldukça iyi bir kitap. "Korkunç Evdeki Yangın" bunun en güzel örneği. Bence çok iyi bir polisiye öykü tadında.
Velhasıl, kitap şuan piyasada yok ama bazı sahaflarda mevcut. Denk düşerseniz sakın okumadan geçmeyin.

Yorumlar
Yorum Gönder