Ana içeriğe atla

John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar

Bu yaşıma kadar okumadığıma öyle sevindim ki.. niye diyecek olursanız, okuma olarak az da olsa bir olgunluğa ulaştığımı düşünüyorum. Mesela yıllar önce "Gecenin Sonuna Yolculuk" kitabını okuyup kaç kez yarıda bırakıp tekrar başladığımı hatırladığımda sebebini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Bazı kitapları, yapıtları anlayabilmek için de belirli bir okuma olgunluğuna erişmek gerek olduğu kesin.
He, diyeceksiniz ki Fareler ve İnsanlar öyle abartılacak ağırlıkta (derinliğinden bahsediyorum) değil. Öyle de, evet.. ama aralarında geçen konuşmaları, karakterlerin her birinin ayrı yalnızlığını anlayabilmek öyle hoşuma gitti ki. Yalnızlar neredeyse hepsi. İki ana karakter çiftçiler George ve Lennie'den tutun, çalıştıkları çiftlikteki arkadaşları (Curley hariç sanırım) Slim, Candy, Carlson..


George ve Lennie, iki güzel arkadaş. iki yetenekli çiftçi. Bir hayalleri var, kendi çiftliklerini kurup, yetiştirdikleri ürünler ile yaşamlarını idam ettirmek. Bunun için de para kazanmaları gerek ve bundan dolayı çiftlik çiftlik dolaşarak (mevsimlik işçiler gibi) yevmiye usulu kısa süreli çalışıyorlar. George yeri ayarlayan daha doğrusu iki çiftçimizin yaptıkları şeyleri planlayan taraf. Lennie.. ah Leninie.. bu dostumuz bedenen çok kuvvetli ve heybetli ancak küçükken geçirmiş olduğu bir kazadan dolayı beyni gelişememiş, hala çocuk. Tüylü şeyleri, özellikle hayvanları okşamayı çok seviyor. Ancak o kadar seviyor ki çoğunu sevmeye çalışırken aslında onlara zarar veriyor. Bu huyu ikiliyi sürekli karşı karşıya getiriyor. George kızan taraf, Lennie usluca dinleyen taraf oluyor ama her çocuk gibi sözler unutulup gidiyor. Başları da bu yüzden derde giriyor ya...
Kitapta gizli o kadar çok mesaj var ki... çiftlikteki siyahinin ten renginden dolayı yaşadıkları, ihtiyar köpeğin artık iş göremeyecek hale geldikten sonra vurulması ve sahibinin köpekle kendisi arasında duyduğu muhteşem empati...
Sonu çok hüzünlüydü ama :\ bu kadar beklemiyordum. Sonlara doğru seziyorsunuz, can sıkıcı bir şey olacak evet diyorsunuz ama bu kadarı beni çok üzdü.
Muhteşemdi...
Her yıl bir kez okumaya özen göstereceğim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

FAHRENHEIT 451- RAY BRADBURY

 "Bir kadının yanan bir evde kalmasına yol açtıklarına göre, kitaplarda bir şeyler olmalı... hayal edemeyeceğimiz bir şeyler; orada bir şeyler olmalı." "Kitaplar unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depoladığımız kapların bir türüydü yalnızca." "Kitaplardan bu kadar nefret edilmesinin ve korkulmasının sebebini şimdi anlıyor musun? Onlar hayatın yüzündeki gözenekleri gösterir." "Montag binlerce yüzün bahçelere, arka sokaklara ve gökyüzüne baktığını hayal etti; perdelerin gizlediği o yüzler solgundu, gecenin karşısında ürkmüş yüzlerdi, elektrikli mağaralardan dışarıya göz atan gri hayvanlar gibiydiler..." Üsttekiler benim altını çizdiklerim. Kitap hakkında o kadar çok şey duydum ki duyduklarımı unutup sıfır, temiz bir zihinle okumaya başlamak istedim. İyi ki de öyle yapmışım. Beklediğimden çok daha iyi bir kitaptı. İnanılmaz güzel karakter inşaları vardı. Ana karakter, yan karakterler, mekanik tazı.... sonundaki kaçış ve "kendileri gibi oldukl...

William Shakespeare - Hamlet

 Söylenecek bir şey yok kitap hakkında. Okumadıysanız bu sizin ayıbınız :) Her sene en az iki kere okuyacağım diye kendime söz vermiştim ama sözümü tutmadım, kitapta son okuduğum tarihi de not etmişim, en son 2017 de okumuşum, bu da benim ayıbım olarak burada dursun. Zaten cümlelerine, akışına diyecek bir şey yok ama nedense bu sefer farklı bir yerini çizdim. Bu arada sevgili okur, eğer ki evlat sahibiyseniz çocuğunuza bu muhteşem eseri okutun. Hayatın çarpıklığını bu kadar sert ama bir o kadar naif dile getiren başka kitap olamaz. "Tanrı size bir yüz vermiş, siz tutup başka bir yüz yapıyorsunuz kendinize. Kırıtmalar, fıkırdamalar, yapmacıklı konuşmalar, Tanrının yarattıklarına uydurma ad takmalar, hayasızlığı saflık gibi göstermeler. Hadi canım, ben yokum artık bunlarda, deli etti bunlar beni!"

Italo Calvino - Sen "Alo" Demeden Önce

* Tuhaf olan şuydu: Dünyanın karmaşık, engebeli, içinden çıkılmaz bir yer olduğunu fark ettikçe, anlaşılması gereken şeylerin ne kadar az ve basit olduğunu düşünüyor ve onları anladığım zaman her şeyin bir resmi çizgileri gibi gözlerimin önüne serileceğine inanıyordum. [Ayna, Nişan Tahtası] *Her şeyin ters yüzü merakımı uyandırırdı, evlerin arkası, bahçelerin arkası, yolların arkası, kentlerin arkası, televizyonların arkası, bulaşık makinelerinin arkası, denizaltlarının altı, ayın arkası. Ama bir şeyin ters yüzüne ulaştığımda , o ters yüzün ters yüzünü, hatta o ters yüzün ters yüzününün ters yüzünü aradığımı anlıyordum, yok hayır; o ters yüzün ters yüzününün ters yüzününün ters yüzü. [Ayna, Nişan Tahtası] *Aynada kendimi değil, arkamda duran dünyayı dikkatle inceliyordum. [Ayna, Nişan Tahtası] *çünkü ben senin için ve sen benim için her zaman bir telin öbür ucu, hatta bakırdan iki iletkenli kablo, kıtaların yer altından ve okyanusların dibinden geçen değişken frekanslı ince bir akımın ...