Ana içeriğe atla

Arthur Koestler - Gün Ortasında Karanlık

 Okuması ciddiyet gerektiren, sakin kafayla okunması gereken bir siyasi kitap kanımca. Beni sıkmadan sonuna kadar okuttu, kesinlikle tavsiye ederim. Yine altını çizdiğim cümleleri aşağıda paylaşıp devamında 1000kitap.com dan baran39 kullanıcı isimli kişinin kitap incelemesini paylaşacağım.

"Tanrının çekiciliği şeytanınkine her zaman ağır basmıştır insanoğlu için, çok daha tehlikelidir. Katır ve insanın kendi vicdanıyla uzlaşmalarının hepsi yalandır. İçinden gelen o lanet olası ses her zaman yükselirse, kulaklarını tıka..."

"Oysa zamanla anlayacaktı ki güçsüzlüğün aşamaları en az güçlülüğün aşamaları kadar çoktu; yenilginin yarattığı baş dönmesi, zaferinki kadar sersemletici, derinliği ise sonsuzdu. Ve Gletkin, onu bu merdivenden adım adım indirmeye kararlıydı."


"Arthur Koestler Gün Ortasında Karanlık’ romanın da Stalin diktası altındaki 1930’lar Sovyetleri’ni anlatıyor. Ülke ve kişi adı vermeden, belirli bir dönem anmadan, burada yaşanan siyasi çalkantıyı ele alıyor

Ülkeye demokrasi ve özgürlük getirmek için yönetime gelen Komünist rejim, ülkede muhalif kesim üzerindeki baskılarını yoğunlaştırmıştır. Başlarda komünist rejim komuta kademesinde subay olarak yer alan Rubashov, Ülkede bir numara ile görüş ayrılığı yaşayan çoğu muhalif insanın kurşuna dizildiğine, Adil bir toprak reformu yapılacak diye beş milyon çiftçi ve köylünün açlıktan öldüğüne, ülke endüstrisinde işlerin yolunda gitmediğine, bazı mühendislerin ufak hesap hataları yüzünden bir numara ile görüş ayrılıklarına düştüklerine ve bu yüzdende kurşuna dizildiklerine şahit olmuştur. Rubashov göre, Komünist rejim ve devlet tarafından ülkenin egemenliğini savunma uğruna öylesine olağan üstü tedbirler alınmışki, o kadar geçiş dönemi yasaları çıkarılmışki, hepsi her bakımdan devrim yasalarının tam karşıtı olmuş. insanların yaşam standartları devrim öncesinden daha kötü konuma geldiği görülmüştür. Rubashov partinin artık amaca hizmet etmediğini ve ülkenin dikta rejimine doğru yol aldığını görmüş, parti ve devletin artık ne devrimin nede halk temsilcilerinin temsilcileri olmadığına kanaat getirmiştir. Bu durum Rubashov’un da büyük hayal kırıklığı yaşamasına sebep olmuş, devrimi savunan komünist partisinden ayrılıp, karşı devrimi savunan muhalif partiyi geçmiştir. Artık karşı devrim mücadelesini yeni partisinde sürdürme kararı almış örgütsel faaliyetlerini gizlilik içerisinde hücre evlerinde yürütmüştür. Bir gün Rubashov hücre evinde uyurken kapısı çalınmış komünist rejim tarafından görevlendirilen muhafızlar tarafından uykusundan uyandırılmış ve tutuklanıp hücreye kapatılmıştır.

Rubashov için zor günler bundan sonra başlamaktadır. Kendisine rejim tarafından bir sürü suç isnat edilmiş, Sorgulanmak ve kendisini savunmak için devlet yargıçları tarafından üç hafta süre verilmiştir. Rubashov hücresin de daha çok sistem eleştirisi, içsel sorgulama analizi yapmış “öznel iyi” aynı zamanda “nesnel iyi” de olabilir mi ve kişi, insanlık adına başkalarına kendi doğrularını dayatabilir mi gibi sorulara cevap aramıştır. Ayrıca kendisine yapılan suçlamalar için ön hazırlık yapmış bu zaman zarfında sürekli sorguya götürülmüş sorguya giderken de, mahkumların ruhsal iç yapılarını ve hapishane koğuşlarını, tecrit hücrelerini, sorgu odalarını ince ayrıntısına kadar gözlemleme imkanı bulmuştur. Rubashov Devrim Mahkemesinde yargılama esnasında kendini savunmak için avukat talep etmemiş mahkemenin isnat ettiği bütün suçlamaları kabul ederek mahkeme tarafından ölüm cezası ile cezalandırılmıştır ölüme sessizce gitmiştir.

Sonuç olarak; Tutuklanıp cezaevine girmemiş ve işkence görmemiş insanlar, totalitarizmi hiçbir zaman “iliklerine kadar” hissetmezler. Yazar bir mahpusu anlatan romanın felsefi yaklaşımı, diktatörlerin kendi doğrularını, topluma dayatmasının sorgulanması üzerine kuruludur diyor .

Kitabı okurken ister istemez dikta rejimlerini Rubaskov ile birlikte sorgulamaya başlıyorsunuz. Kitabın konusu bize hiç yabancı gelmiyor. Ülkemizde de devletin üst yöneticileri medya üzerinden talimat veriyor. Devletin savcısı ve hakimi talimatı görev kabul ediyor. Kitabın kurgusu çok iyi dili akıcı, anlatımı ile güzel bir eser tavsiye ederim.."


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Oktay Rifat - Danaburnu

Oktay Rifat'ın okuduğum ilk kitabıydı. O kadar etkilendim ki... başlarda kopuk kopuk, atlayarak giden hikaye dizinini görünce bunun bir öykü kitabı olduğunu düşündüm. Ancak sonradan hikâyeler o kadar güzel birleşti ki... Berber Recep, Hayat Kadını Emine, Yalnızlardan Mehmet ve hasta anası.. aşağıdaki yazıyı o kadar beğendim ki üstüne de bir şey yazmak istemedim açıkcası. Oktay Rifat, 1980 yılında yayımlanan ikinci romanı Danaburnu’yla 1981’de Madaralı Roman Ödülü’nü aldı. Özellikle kahramanlarının iç dünyalarını anlatırken tutturduğu etkileyici diliyle bir ozanın elinden çıktığı belli olan, bir cinayet üzerine kurulu Danaburnu, çeşitli kesimlerden insan hayatlarına ayna tutarken bir döneme de tanıklık ediyor. Yozlaşmadan payını alan sıradan insanların yaşadıkları çalkalanmalar, onların tutunma çabaları ve çıkarları doğrultusunda küçük hesaplar peşinde koşan küçük burjuvalar Danaburnu’nda buluşuyor ve birbiriyle kesişen değişik hayat hikâyeleri sürükleyici bir dille anlatılıyor. *Ga...

Cesera Pavese - Plaj

"Doro bir konuşmasının en yoğun anında beklenmedik bir fikri takip ederek yakalayabilmek için biran için dalıp gitme alışkanlığımı bilirdi." "ve herkes kendi sessizliği içinde bir fikrin peşine düşerdi." Pavese'nin ikinci kitabını da bitirdim. Plaj kitabı zor bulunan bir kitap, baskısı tükenmiş. Arkadaşımın hediyesi sayesinde okudum, kendisine de sonsuz teşekkürler. Öncelikle "Yoldaş" kitabından çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Keşke ilk bunu okusaydım, en azından yazar hakkında az da olsa bir olumsuzluk havasına girmemiş olurdum. Kitap öyle güzel başlıyor ki "Bizim Büyük Çaresizliğim" kitabındaki Çetin ve Enver'in arkadaşlığı gibi güzel, iç içe bir dostluk görüyoruz. Öyle ki ana karakterimiz arkadaşı Doro'nun sevgilisini bazen çok belirgin bir şekilde kıskandığını hissettiriyor. Ve evleniyor arkadaşı Doro, Clelia ile birlikte. Bu haberi aldıklarında takındığı tavır dışa yönelik değil ama iç dünyasında karakterimizi sarsıntıya uğ...

William Shakespeare - Hamlet

 Söylenecek bir şey yok kitap hakkında. Okumadıysanız bu sizin ayıbınız :) Her sene en az iki kere okuyacağım diye kendime söz vermiştim ama sözümü tutmadım, kitapta son okuduğum tarihi de not etmişim, en son 2017 de okumuşum, bu da benim ayıbım olarak burada dursun. Zaten cümlelerine, akışına diyecek bir şey yok ama nedense bu sefer farklı bir yerini çizdim. Bu arada sevgili okur, eğer ki evlat sahibiyseniz çocuğunuza bu muhteşem eseri okutun. Hayatın çarpıklığını bu kadar sert ama bir o kadar naif dile getiren başka kitap olamaz. "Tanrı size bir yüz vermiş, siz tutup başka bir yüz yapıyorsunuz kendinize. Kırıtmalar, fıkırdamalar, yapmacıklı konuşmalar, Tanrının yarattıklarına uydurma ad takmalar, hayasızlığı saflık gibi göstermeler. Hadi canım, ben yokum artık bunlarda, deli etti bunlar beni!"